Mehmet Pamak'tan Mesajlar

[18:39, 25.6.2018] Mehmet Pamak: Selamün aleyküm

Yaşanan büyük yozlaşmaya son verip bireysel ve toplumsal hayatı vahiyle inşa etmek için, Rasûlün (s) önderliğinde ilk neslin örnekliğinde ortaya konduğu gibi Kur'an'a doğru biçimde bir yaklaşım gerçekleştirmeliyiz.
Bu doğru yaklaşımın ölçüsü üzerinde kısaca durmaya çalışalım.

Önyargılarımızdan mümkün olduğunca arınmış olarak, bütünlüğünü ihmal etmeden ve Rasûlüllah’ın (s) güzel örnekliğini, şahitliğini (sünnetini-siyerini) de dikkate alarak, Allah rızasını kazanmak amacıyla bir an önce okuyup anlamak, öğüt almak ve hayata taşımak üzere Kur’an’a yaklaşmamız gerekmektedir.

Kur’an pek çok ayetinde, insanları, esas indiriliş maksadına uygun bir biçimde kendisini okumaya, tefekkür etmeye, akletmeye, düşünmeye ve öğüt alıp hükümleriyle amel etmeye, iman-amel bütünlüğü içinde hayatı ibadet kılmaya çağırmakta, mü'min olmanın ve kurtuluşa ermenin de ancak böyle mümkün olabileceğine dikkat çekmektedir.

“Gerçekten Allah’ın kitabını okuyanlar... asla zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.” (Fatır, 35/29). Kitab’ı okumak; anlamını düşünmek, anlamak, öğüt almak, etkilenmek, onunla amel etmek gibi bütün boyutları kapsar. İşte bu anlamda Kur'an okuyanların asla zarara uğramayacakları ifade edilmekte, en büyük ticaret ve kazanç olan ahiret ticaret ve kazancını elde edip kurtuluşa erecekleri hatırlatılmaktadır.

“(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ın zikri elbette en büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 29/ 45.)

Bu ayette de mü’minlere, Allah ile irtibatın, Allah’a itaatin, O’na sığınmanın, tevekkülün temini ve Allah yolunda mücadelede sabır ve sebatın sağlanabilmesi için, Kur'an okuyup namazı ikame etmeleri gerektiği bildirilmektedir. Çünkü Kur'an okuma ve namaz kılma, mü'mini, sadece bâtılın ve kötülüğün şiddetli fırtınalarına cesaretle karşı koymasını değil, aynı zamanda onları yenmesini de sağlayan güçlü bir karakter ve mükemmel bir kapasiteye kavuşturan iki salih ameldir. Fakat insan, sadece kelimeleri telaffuz etmekle kalmayıp Kur'an'ı hakkıyla tilavet edip vahyin öğretilerini iyice anladığında ve onları ruhunda sindirdiğinde ve namazı, sadece fiziksel hareketlerden ibaret bırakmayıp kalbinden gelen bir hareket ve samimi bir ahlâk haline getirdiğinde, namazın içini Kur'an ve Rasûlün örnekliği/sünneti ile doldurduğunda, ancak o zaman Kur'an okumak ve namaz kılmaktan güç kazanabilir.

Namazın nasıl olması gerektiği, zikrettiğimiz ayetin bir sonraki cümlesinde Kur'an'ın kendisi tarafından açıklanmakta ve "namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar" buyurulmaktadır. Kur'an okumaya gelince, boğazdan aşağısına, kalbe ulaşmayan bir okumanın, değil kişiye küfre karşı koyma gücü vermek, imanında sebat etmesi için yeterli gücü bile veremeyeceği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu tür insanlar hakkında, bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: "Onlar Kur'an okuyacaklar, fakat Kur'an boğazlarından aşağıya geçmeyecektir: Onlar okun yaydan çıktığı gibi imandan çıkarlar." (Buhari, Müslim, Muvatta). Aslında kişinin düşünce, ahlâk …
[19:42, 26.6.2018] Mehmet Pamak: Umutsuzluk yok, mücadeleye devam

Selamun aleyküm.

Bazı kardeşlerimizden, İslami kesimdeki savrulma, kan kaybı ve toplumdaki büyük, derin ve yaygın yozlaşma sebebiyle umutsuzluk ve yılgınlık sinyalleri alıyorum. Asla umutsuzluğa ve yılgınlığa düşmemeliyiz. Biliyoruz ki hepimiz imtihandayız. Her türlü şartta bıkmadan ve yorulmadan kulluk sorumluluğumuz üzerine yoğunlaşmalı ve Rabbimizi razı edecek salih ameller biriktirme hedefine kilitlenmeliyiz. Yaşanan kötüye gidiş karşısında sorumluluklarımızı bir daha tefekkür edip yeni hamleler için harekete geçmeliyiz.

Evet, toplumdaki, hatta İslami camia olarak tanımlanabilecek kesimdeki büyük yozlaşma karşısında umutsuzluğa ve yılgınlığa düşmeden zaaf ve yetersizliklerimizi gözden geçirerek yeni bir hamle yapmalıyız. Bu yeni hamleye hazırlık kabilinden çabalara yoğunlaşmalıyız. Bu bağlamda yaptıklarımızı ve yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızı gözden geçirmeliyiz. Eksiklerimizi ve yanlışlarımızı tespit edip tamamlamak ya da düzeltmek için elimizden geleni yapmak üzere süratle harekete geçmeliyiz.

Rabbimize karşı kulluk görevimizi yerine getirmek konusunda imkanlarımız ve gücümüz kadar sorumlu olduğumuzu biliyoruz. İmkânlarımız dâhilinde elimizden geleni yapmaya çalışırsak ve istikameti korumakta ısrarlı, ilkeli bir duruşla samimî bir fedakarlık içinde olursak inşaAllah Rabbimiz yardım edip çabalarımızı bereketlendirecektir. Önemli olan bizim üzerimize düşeni gereğince ve yeterince yapmak üzere fedakâr olmaya çalışmamızdır.

Bilinmelidir ki, şirk sistemi içinde laik siyaset zemininde istikameti bozup ilkelerden taviz vererek bâtıla eklemlenen ve bağımsız İslami kimliği koruyamayan bir siyasi zeminde, ele geçen bütün imkânlarla dahi İslam'a hizmet yerine, İslam'a, İslami mücadeleye ve ahiretimize büyük zararlar vermekten başka hiçbir şey yapılamayacağı son derece açıktır. Böyle hak-bâtıl sentezi bir mücadele zemininde Allah'ın rızası da asla kazanılamaz.

Bu bâtıl alandaki sonucun böylesine yanlış ve zararlı olması, vahyin ölçüleri ve Nebevi örneklik gereği böyle olduğu gibi, on yıllardır süren pratikte yol açtığı büyük yozlaşma ve çürüme ile de zararlı ve yanlış olduğu açık biçimde ortaya cıkmış bulunmaktadır. 16 yıldır, kendilerinin zannıyla ürettikleri kimi maslahatlar/imkânlar/menfaatler uğruna ilkeli bağımsız İslami duruşu sürdürmek yerine pragmatik hesaplar yaparak tevhidî istikamet ve Nebevi yönteme aykırı biçimde bâtıl sistem içi laik kapitalist ulusalcı politikaya destek verenler, özellikle de birinci anayasa referandumundan sonra önce AKP-Gülen koalisyonunu destekleme ve 15 Temmuza giden sürecin zemininin olusumuna katkı sunma konumuna sürüklenmişlerdi. 15 Temmuz ve ikinci anayasa referandumunu müteakiben bu sefer de siyaset alanında AKP-MHP koalisyonunu, bürokratik iktidarda ise AKP-MHP-ULUSALCI KEMALİST koalisyonunu destekler duruma düştüler. Erdoğan'ın "kandırıldım" dediği ama geniş kitlelerin büyük ve acı bedeller ödemesine yol açan ilk vesayet dönemden yeni bir "kandırılma" sürecine MHP ve ulusalcı kemalistlerle girilmiş ve Gülenistlerden arındırılmaya…
[15:19, 28.6.2018] Mehmet Pamak: Selamun aleyküm

Kur'an, Hakkıyla Okumamız için inzal edilmiş hidayet rehberimiz ve hayat kitabımızdır. Kur'an'a imanın ön şartı da onu hakkıyla okumaktır. Peki onu hakkıyla okumuş olmak nasıl mümkündür?

Bakara 2/ 121: “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek (gereği gibi) okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.”

Rabbimiz bu ayetinde, kitabı yüzeysel ve alelade bir tarzda okumanın anlamsızlığı ve yetersizliğine dikkat çekmektedir. Ancak hakkını gözeterek ve gereği gibi okuyanların, Kitaba iman ettikleri ifade edilmektedir. “Hakkıyla, gereği gibi okuma”nın ne anlama geldiğine dair yorumlardan bazıları şöyledir: “Oradaki emir ve yasaklara uyarak helalini helal, haramını haram bilip muhtevasına uygun, kapsadığı hükümler gereğince amel ederek ona hakkıyla uyarlar; demek olduğu İkrime tarafından söylenmiştir.” “Kitabı, lafızlarını tertil ile (ağır ağır, tane tane) okurlar, anlamlarını da idrak ederler”, şeklinde anlaşılabileceği de İmam Kurtubi tarafından ifade edilmiştir. “Çünkü manalarının gereği gibi anlaşılması ile -bu konuda kendisine başarı ihsan edilenler için- bu anlamlara uymak mümkün olur” denilmiştir. (İmam Kurtubi, El-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an.).

O halde bilmeliyiz ki, Kur’an’ı elimize alıp, “ben bu kitabın Allah katından indirilen vahiy olduğuna iman ediyorum” desek, ancak daha sonra da o Kitabı hiç okumadan tozlu raflara terk etsek ya da sadece manasını anlamadan ölülere okusak, hatta o kitabın tamamını anlamadan ezberleyip hıfzımızda bulundursak bile "Kitaba iman etmiş" sayılmayız. Çünkü Rabbimizin beyanıyla Kitab'a imanın gereği, onu hakkıyla okumaktır. Hakkıyla okumak ise, anlamak, öğüt almak ve yaşamak üzere okumak ve sonuç olarak da bizzat ve fiilen yaşamaktır. Ayetin birinci kısmında "kitabı hakkıyla okurlar (tilavet ederler) çünkü ona iman ederler" hükmünü müteakip " Onu inkâr edenlere gelince..." denirken söylenmek istenenin "Kitabı hakkıyla okumuyanlara gelince..." biçiminde anlaşılması gerektiği çok açıktır. Yani Kitabı hakkıyla yani anlamak, öğüt almak ve yaşamak için okumayanlar onu inkâr etme konumunda olup onlar zarardadır/hüsrandadır.

Rabbimiz, Cuma Suresi 5. ayette de Kitabı okuyup bilgi sahibi olduğu halde onu uygulamayanları hem "kitap yüklü merkep" olarak nitelendirilmekte hem de "Allah'ın ayetlerine iman etmeyen, inkârcılar" olarak tanımlamaktadır. Bakara Suresi 85. ayette ise, kitabın bir kısmını uygulayıp bir kısmını uygulamayanlara Rabbimiz, "yoksa siz kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?" sorusunu sormakta ve bunları, Kitabın uygulamadıkları, yaşamadıkları kısmının inkârcısı olarak nitelendirmektedir. Aslında Kur'an'da "okuma" karşılığı olarak kullanılan "kıraat", "tertîl" ve "tilavet" kelimelerinin tamamı anlayıp öğüt almayı ve yaşamayı/uygulamayı da kapsayan anlamda kullanılmıştır. Manasını anlamadan Arapça kelimeleri seslendirme anlamındaki eylem ise Arapçada okumak kelimesiyle değil "teleffuz" kelimesiyle ifade edilmiştir. Kur'an'ı anlama, öğüt alma ve yaşama amacı gütmeksizin okuduğunu zannedenler aslında sadece kelimeleri seslendirmekte, teleffuz etmektedirler.

Rabbimiz bir başka ayetinde de, “Sonra kitabı, kullarımız arasından seçtiklerimize miras bıraktık...” (Fatır, 35/32) buyurmaktadır. Bu seçilmişliğin ve mirasçılığın, Kitab’a varis kılınanlara bir şeref bahşetmenin yanında büyük bir sorumluluk yüklediği de unutulmamalıdır. Ancak Kitab’a iman eden, onu okuyan ve onunla amel edenler Kitab’a varis olma şerefine nail olabilmektedirler ya da ancak varis olmanın bu anlamdaki gereğini yerine getirenler emanete riayet etmiş ve onurlarını korumuş olmaktadırlar.

“İşte o kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.” (Bakara, 2/2) “…Müjdeleyici ve uyarıcı-korkutucu olarak (gönderilmiştir). Fakat çokları yüz çevirmiştir; onlar işitmezler.” (Fussilet, 41/3-4) “Alemlere uyarıcı olsun diye kuluna (Muhammed’e) Furkan’ı (Kur’an’ı) indirenin şanı yücedir.” (Furkan, 25/1).

Okunup bilinmek ve gereğince amel edilmek üzere inzal edilmiş, müjdeleyici, uyarıcı ve yol gösterici kılınmış, Hak ile bâtılı ayırma (Furkan) fonksiyonu görmek için indirilmiş Kur’an eğer okunmazsa bu işlevini görebilir mi? Tabii ki göremez. Bu sebeple Rabbimiz bu anlamda Kur’an okumayanları, ondan yüz çevirmiş olarak kabul etmektedir. Biz de toplum olarak, Kur’an okumayı, anlamayı ve öğüt almayı terk edeli, bir nevi Kur’an’dan yüz çevirme konumuna sürüklenerek, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış ve bugünkü zillete düşmüş bulunmaktayız. Kur’an, doğru bir amaçla, doğru bir yaklaşımla, kulluk bilinci ve teslimiyetiyle ve öğüt alıp yaşamak amacıyla, ihlâsla okunmazsa insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarma işlevini nasıl görecektir?

Rabbimiz, Kamer Suresinde, "anlaşılıp öğüt alınması için Kur'an'ı kolaylaştırdığını beyan ettikten sonra "öğüt alıp düşünen var mı?" diye sormaktadır. Kısa bir surede, önemine binaen dört defa tekrarlanan böylesine apaçık bir uyarıya rağmen, öğüt alıp düşünmemiz için kolaylaştırılmış olan Kur’an’ı, okumamak ya da ölülere okumak, haz duymak için okumak durumuna sürüklenmiş olan bir toplumun hidayet bulması ve kurtuluşa ulaşması mümkün olabilir mi?

Şuara, 26/131 - "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."… 135 - "Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum." .136 - Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."

Tebliğ ve öğüt verme karşılığında hiçbir ücret istemeksizin, insanların kurtuluşu için çaba gösteren bütün Rasûllere bu cevabı veren müşrikler, yapılan öğüte kendilerini kapatıyorlar ve yapılan davete büyük çoğunlukla olumsuz cevap veriyorlar. Bugün evinde, elinde, kütüphanesinde ve hatta hıfzında Kur'an'ı muhafaza ettiği halde onu öğüt almak amacıyla hakkıyla okuma çabası içine girmeyenler de, Rabbimizin "Kitabı öğüt alınması için kolaylaştırdım öğüt alan yok mu?" sorusuna karşılık, adeta Allah'a "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir." demiş gibi bir isyan ve itaatsizlik konumunda bulunduklarını fark etmelidirler.

Rabbimiz hepimize, Kur'an'ı hakkıyla okuyup öğüt alan ve bütün hayat alanlarında vahye uygun yaşayan kullarından olmayı nasip etsin inşaAllah.


Mehmet PAMAK

Kur'an Dinle

Listen to Quran